Asaf Hoca'nın faiz indirimine bakışı

Prof. Asaf Savaş Akat, “Para politikası değişiyor” başlıklı yazısında faiz indiriminden “Köklü bir kopuştur. Çok iyi haberdir” diye söz etti.

Asaf Savaş Akat / Vatan
2010-12-19

Yunanistan ve İrlanda’dan sonra sıra İspanya’da mı? Mali piyasalarda bu yönde düşünenlerin sayısı artıyor. Bu hafta küçük bir bilek güreşi denendi. Şimdilik olay fazla büyümedi. Devamı gelecektir.

ABD batar mı? CNBC-e’nin 10’uncu yıldönümünde konuşan ünlü analist Marc Faber “Evet” dedi. Kamu borcundaki artışın önümüzdeki dönemde Amerikan ekonomisini çok sıkıntıya sokacağını söylüyor. Felaket senaryoları hayra alamet değildir. 

Kamuoyunun ilgisini çeken satınalma gücü paritesi (SGP) verileri TÜİK tarafından yayınlandı. Türkiye dahil 37 Avrupa ülkesinde milli gelir ve gerçek tüketim düzeyi karşılaştırılıyor. 2007-2009 dönemini kapsıyor. Ayrıntısına gireceğim. 

İşaretleri verilen politika değişimi Para Politikası Kurulu’nun Perşembe toplantısında uygulamaya sokuldu. Aynı anda hem faiz indirildi hem likidite sıkıldı. Düşük faizle sıkı para politikası yeni bir dönemin başlangıcıdır. 

Bir dönemin özeti 

Türkiye’de para politikası için milat döviz kurunun dalgalanmaya bırakıldığı 2001 krizidir. Zaten Merkez Bankası yönetimini güncel siyasi müdahalelerden kurtaran kanun da Nisan 2001’de Meclis’ten geçti. 

On yıllık bu dönemde uygulanan para politikalarına sürekliliğin hakim olduğunu görüyoruz. Elbette konjonktür gereği küçük sapmalar ve yalpalamalar oldu. Ama politikanın temel çerçevesi değişmedi. Eksenlerini kısaca özetleyelim. 

Bir: Fiyat istikrarı yani enflasyonun arzulanan düzeyde seyretmesi tek hedef kabul edildi. Büyüme, döviz kuru, dış açık, istihdam, vs. diğer ekonomik göstergeler para politikası tasarım ve uygulamasında geri plana alındı. 

İki: Fiyat istikrarını sağlamanın aracı olarak gecelik faiz seçildi. İç talebin denetimi için yüksek nominal ve reel faizler yeterli görüldü. 2009 krizine gelinceye kadar hatta krizin başlarında bile diğer koşulların gerektirdiğine kıyasla faizler yüksek tutuldu. 

Üç: Yüksek faizin TL’ye aşırı değer kazandırması riskine karşı rezerv birikiminin hızlandırılması planlandı. Döviz alımları ile piyasaya çıkan likiditenin bir şekilde sterilize edileceği, yani iç talebe yansımasının engelleneceği düşünüldü. 

Yeni normal 

Bu yaklaşıma ilk günden itibaren itiraz ettiğim biliniyor. Dönem boyunca özellikle yüksek faize karşı çıktım. Hem tasarımda hem uygulamada ciddi hatalar yapıldığını savundum. Hoş, eleştiride kantarın topunu kaçırdığım günler de oldu. 

Sevindirici olan, “öğrenme eğrisinin” para politikasında da işlemesidir. Yapılan yanlışlar ekonominin gerçeklerine toslayıp tatsız sonuçlara neden oluyor. Zaman herkesin hatalarından dersler çıkarmasını sağlıyor. Acemilik yerini ustalığa bırakıyor. 

Son iki yılın para politikası ezberlerinde yol açtığı büyük hasarı da unutmayalım. Sadece faize odaklanan anlayışın küresel mali krizdeki sorumluluğu açıktı. Kökten piyasacılığın mabetleri bile, Fed’den IMF’e, başka rüzgarlara yelken açtı. 

Büyük değişimin Türkiye’yi etkilemesi kaçınılmazdı. Merkez Bankası “yeni normal” diyor. Hedef ve araç sayısını artıran daha dengeli bir politika matrisinin zamanı çoktan gelmişti. Köklü bir kopuştur. Çok iyi haberdir.