Büyüme yavaşlıyor dış açık artıyor

“Türkiye’de fiyat istikrarı hedefi ile çelişmeyen ama işsizliği de tedricen azaltacak istikrarlı bir ekonomik büyüme istiyorsak, mutlaka tüketime daha az, ihracata daha çok dayanan bir büyüme rejimine geçiş yapmamız gerekir.”

Seyfettin Gürsel – Radikal
2010-12-14

TÜİK’in 3. çeyrek büyümeyi yüzde 5,5 olarak açıklaması sıcak iyimserlik havasını biraz soğuttu. Çift haneli büyümeye bayağı alışmıştık. Yıllık büyüme rakamı beklenenden düşük ama hemen bir düzetme yaparak biraz moral takviyesi yapalım. Takvim etkisinden arındırılmış yıllık büyüme yüzde 6,4. Bu şu demektir: Geçen yıl 3. çeyrekte işgünü sayısı bu yılın aynı dönemine kıyasla daha fazlaymış. Yani bu yıl daha çok tatil yapmışız, dolayısıyla göreli olarak daha az üretmişiz.

Yüzde 6,4’lük büyüme fena sayılmaz, ama büyüme konusundaki iyimserliğimizi korumamıza da yetmez . Türkiye ekonomisinin son bir yılda ne kadar büyüdüğü ile değil, günümüzde ne kadar büyümekte olduğu ile daha çok ilgilenmeliyiz. Güncel büyüme temposu hakkında iyi bir fikir edinebilmek için çeyrekten çeyreğe büyümeye odaklanmamız gerekiyor. 

Dış açık büyümeyi sınırlıyor

TÜİK 2. çeyrekten 3. çeyreğe mevsim etkisinden arındırılmış GSYH’nin yüzde 1,1 büyüdüğünü tahmin ediyor. Yıllık yüzde 4,5 civarında büyümeye karşılık gelir. Bir önceki çeyreklik büyüme yüzde 3’ün üzerindeydi. Büyümede net bir yavaşlama olduğu bence kuşku götürmez. Ayrıca bu nispeten düşük büyüme temposunun Orta Vadeli Program’ın (OVP) 2011 için tahmin ettiği yüzde 4,5 büyüme ile tamamen uyumlu olduğunu hatırlatayım.

Yüzde 5’in altı işsizlik açısından yeterli değil ama en azından sorunu kontrol altında tutabilir. Burada sorulması gereken soru, büyümenin bundan sonra OVP’nin öngördüğü gibi tedrici olarak yüzde 5’in üzerine mi çıkacağı, yoksa daha da mı düşeceği. Yanıtın ipuçları çeyrekten çeyreğe büyümenin bileşiminin özelliklerinde gizli. TÜİK alt kalemleri ayrıca mevsim etkisinden arındırmıyor. Betam’da bu işlemi yapıyoruz. (Betam, Araştırma Notu 10 / 100). Manzara özetle şunu söylüyor: Çeyrekten çeyreğe büyümeyi birinci sırada özel tüketim, ikinci sırada ise özel yatırımlar ve stok artışları taşımıştır.

Buna karşılık net ihracat kaleminin büyüme katkısı, diğer ifadeyle “ihracat artışı eksi ithalat artışı” büyük ölçüde negatif olmuştur. Üstelik bu negatif katkı çifte kavrulmuş bir etkiden kaynaklanmıştır. Çünkü 3. çeyrekte mal ve hizmet ihracatı 2. çeyreğe kıyasla bırakın artmayı, azalmıştır. Büyüme sıcak paranın üflediği rüzgarların ittiği tüketimle uzun süre gitmez. Gerçi cuma açıklanan dış ticaret miktar endeksleri ekim ihracatında mütevazı bir reel artış göstermektedir ama aynı zamanda ithalat artışının da gücünden hiçbir şey kaybetmediği de görülmektedir.

Türkiye’de fiyat istikrarı hedefi ile çelişmeyen ama işsizliği de tedricen azaltacak istikrarlı bir ekonomik büyüme istiyorsak, ki bunun için büyüme yüzde 5’in üzerinde olmalıdır, mutlaka tüketime daha az, ihracata daha çok dayanan bir büyüme rejimine geçiş yapmamız gerekir. Bu geçişin orta ve uzun vadeli politikalarını bir başka yazıda tartışırız. Ama en azından kısa vadede sıcak paranın TL’yi daha fazla değerlendirmesine izin vermemek ve tüketimi kamçılayan kredi genişlemesinin hızını düşürmek gerekiyor.

Düne kadar bunun nasıl yapılacağı konusunda ekonomi yönetiminin bir fikri yoktu. Bir süredir var gibi duruyor. Cumartesi günü Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erdem Başçı’nın açıkladığı iki ayaklı yaklaşım (faiz indirimi + karşılık oranı artırımı) fevkalade önemli. Perşembe tartışırız.