Mağdurların aileleri adalet bekliyor

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Almanya’daki ırkçı cinayetleri “liberal sol” eğilimli Süddeutsche Zeitung gazetesine yazdı. İşte o yazı:

1-4 Aralık 2011 tarihlerinde Almanya’da bulunduğum dört gün zarfında, 2000-2006 yılları arasında ırkçı terörist bir oluşum tarafından katledilen Türklerin ve 1 Yunan şahsın yakınlarıyla görüştüm.

Duyduğum, sukutun çığlıklarıydı.

On yıldır söylemek isteyip de söylemedikleri şeyler bu insanların gırtlaklarında düğümlenmiş, neredeyse boğulacak duruma gelmişlerdi.

Dinlediğim, yakınları katledilen bu insanların yaşadığı büyük trajedilerdi.

Sevdiklerinin yasını dahi tutmalarına imkan bırakılmaksızın, peşin hükümlerle zanlı ilan edilerek sorgulanan, kötü muamele gören, basın-yayın organlarında haklarında asılsız ve karalayıcı haberler çıkan bu insanların, katillerin kurşunlarından daha ağır bir dram yaşadıklarını gördüm.

Eşi katledilen ve amansız bir mağduriyetin kurbanı olan masum bir kadının, önce kendini cinayetten aklamak zorunda kaldıktan sonra, sevdiği insanın akan kanını bizzat kendisinin gözyaşlarını akıtarak silmek mecburiyetinde kalışının iç burkutan acıklı hikayesini dinledim.

Babası öldürülen bir kızımızın, ‘evet ben Türk kökenliyim, ama Almanya’da doğdum, Almancayı bir Alman gibi konuşuyorum, en iyi Alman okullarında eğitim aldım, bir Alman gibi yaşıyorum. Entegrasyon için, bu toplumda öteki olmamak, kabul görmek için, babamın öldürülmemesi için daha ne yapmalıydım?’ feryadıyla sarsıldım.

Yine eşini kaybetmiş, yıllardır acısını sinesine gömmüş bir hanımın, ‘Bu sene ırkçı gösteri kasten tam da benim evimin önünden geçecek şekilde yapıldı, eşimin bir kez daha öldürüldüğünü hissettim’ haykırışını duydum.

Bu dört günde, yıllardır seslerini duyurmaya çalışıp da başaramamış, ızdırabın pençesinde inlemiş, sosyal çevrelerinden dışlanmış, hayatlarını idame ettirmekte zorlanmış, ama kendilerini ait gördükleri bu ülkeyi terk etmeyi biran bile düşünmemiş insanların, vicdanlarımızı sarsan dramlarına şahit oldum.

Bu ırkçı ve yabancı düşmanı cinayet şebekesinin bir tesadüf sonucu da olsa ortaya çıkmasının, acılarını bir nebze olsun hafiflettiğini, ama aynı zamanda, Alman devlet, hukuk ve adalet sistemine olan beklentilerini bir o kadar artırdığını gördüm. 

* *

Almanya’da bulunduğum sürede, Cumhurbaşkanı Sayın Wulff ve çok sayıda Alman siyasetçiyle görüştüm. Görüştüğüm kişilerin bu ırkçı şebekenin işlediği suçların biran önce aydınlatılarak, adaletin tecelli etmesi, Alman toplumunun vicdanında mahkum olmuş katil şebekenin, adalet önünde de mahkum edilmesi konusunda son derece hassas ve kararlı olduklarını, mağdur ailelere yönelik kucaklayıcı bir yaklaşım sergilediklerini memnuniyetle müşahede ettim.

Geçmişte Türk ve Türk kökenlilere karşı yaşanan aydınlatılmamış şiddet olaylarının ırkçılık veya yabancı düşmanlığı saikiyle meydana gelip gelmediğinin tekrar mercek altına alınması beklentimizin de Alman makamlarınca paylaşıldığını gördüm. 

Ayrıca, Alman basınının, daha ilk günden itibaren,  bu menfur saldırılara ve ırkçı cinayet şebekesine karşı ayrıntılı ve sağduyulu yayınlar yapmasından memnuniyet duydum.

* * *    

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı, bir insanlık suçudur. Bu hastalık, bir çok toplum ve medeniyeti yıkmıştır.

Almanya’daki bu ırkçı terör şebekesi, hepimize ait olan evrensel insanlık değerlerini, en kutsal hak olan yaşam hakkını hedef almıştır.

Ancak bu terör örgütünün asıl hedefi, modern Almanya’nın üzerine inşa edildiği evrensel değerlerdir. 

Bu ırkçı terör şebekesinin ortaya çıkması belki bir tesadüf sonucu gerçekleşti.

Ancak, bu tesadüf, aynı zamanda, Alman toplumunun çok büyük bir bölümünün karşı olduğu ırkçılık, yabancı düşmanlığı, ötekileştirme ve bunun uzantısı şiddet ve terörle mücadele etmek; bu hastalıklı zihniyetin tahrip ettiği dostluk ve aidiyet duygusunu yeniden güçlendirmek ve 50 yıldır Alman toplumuyla birlikte yaşayan Türklerin, bu ülkede geleceklerine korku ve endişeyle değil, güven, huzur ve aidiyet duygusuyla bakabilmesini sağlamak için büyük bir fırsat teşkil etmektedir.

Ortak acımızın yarattığı bu fırsatın heba edilmemesi sadece Almanya’nın değil, hepimizin meseledir. 

* *

Türkçe’de özgün bir deyiş vardır: ‘Gözünü kapatan sadece kendine gece yapar.’

Gözlerimizi alabildiğine açmalı, bu menfur katliamların sebepleri üzerinde düşünerek acı gerçeklerle yüzleşmeli ve ortak gelecek ufkumuza çöken kin ve nefret eksenli bu karanlık zihniyetle birlikte mücadele etmeliyiz.

Bu vesileyle Almanya’daki Türk toplumuna da seslenmek istiyorum. Kendini bilmez küçük bir ırkçı grubun yaptığı bu saldırılar karşısında, en büyük destekçinizin Alman toplumu olacağına inanıyorum. Bu süreçte, adaletin tecelli edeceği günü, Alman dostlarınızla birlikte, kararlı ve büyük bir vakarla bekleyeceğinizden eminim. 

Alıntı:
Ahmet Davutoğlu (Dışişleri Bakanı) / Süddeutsche Zeitung
2011-12-08
Tercüme: T.C. Dışişleri Bakanlığı.
.