Gösteriler, Rus Baharı'nın habercisi mi?

Bu kış, Rus Baharı’na mı tanık oluyoruz? Amerikalı ve Avrupalı meslektaşlarım bana son günlerde tekrar tekrar bu soruyu soruyor.

Rusya’daki gelişmelerin Arap dünyasında olup bitenlerin çizgisini izleyip izlemeyeceğinden emin değilim; ama kesin olan bir şey varsa 4 Aralık’ta Rusya’da siyasetin dirildiğine tanık olduk- ki şimdiye dek herkes komada olduğuna inanıyordu.

Moskova ve St Petersburg’da iki gün üst üste yaşadığımız demokrasi yanlısı gösteriler, bu kentlerin 1990’ların başındaki karmaşık ve çalkantılı günlerinden bu yana görmediğimiz nitelikteydi. Her ne kadar eylemlerin ne sonuç getireceği belli olmasa da, bir kaç noktanın net bir şekilde ortaya çıkmasını sağladılar.

Bu seçim, uygulamada Başbakan Vladimir Putin ve partisi Birleşik Rusya ile 10 yıllık iktidarı konusunda bir referanduma dönüştü.

Resmi sonuçlar konusunda hiç bir şüphe olmadığına inansak bile – ki var, ülkenin yönetici sınıfına çok ciddi bir sinyal gönderildi.

Aralık ayındaki oylama Mart 2012’de düzenlenecek Rusya devlet başkanlığı seçimleri için bir anlamda, ‘sıfırıncı raund’ kabul edilebilir.

Yaygın kanı Putin’in başkanlık görevinde üçüncü dönem için seçileceği yönünde, ancak Duma seçimleri bu sürece gölge düşürdü.

Eğer Putin, bahar geldiğinde önceki seçimler arifesinde hep yapageldiği gibi suni bir savaşa girişirse, güvenilirliğini daha da baltalayabilir.

Aslında bir kumar oynayabilir, meydanı gerçek anlamda mücadeleye açıp Putin 2.0 diyebileceğimiz yeni bir stratejiye başvurabilirdi. Danışmanları nihayetinde bu adımın atılacağını söylüyor.

Fakat bunu yaparsa, göstermelik bir liberalleşme yerine geneli kapsayan bir liberalleşmeye yönelmesi ve eleştiri okları yağdırılmasına hazır olması gerekiyor.

Rusya liderini biraz tanıyorsanız, bu gerçekleşmesi pek mümkün olmayan bir senaryo. Putin, ya muhalif görüşleri baskı ile susturacak ya da kitlelerin giderek büyüyen hoşnutsuzluğu ve yönetici sınıfın durumu kontrol altına almayı becerememesinden duyduğu memnuniyetsizliği yüklenmek durumunda kalacak.

Orta sınıf faktörü

Gözetilmesi gereken başka gelişmeler de var. Bu, devlet denetimindeki televizyonun belirleyici bir rol oynadığı son seçimdi.

Rusya’da internet erişimi zaten çok ciddi boyutlara ulaşmış halde, ancak 2016 yılında bir sonraki seçim döngüsüne girildiğinde, seçmenlerin yüzde 75-80 kadarlık bölümü internet erişimine sahip olacak.

İnternet erişimi eylemcilerin siyasi sınıftan sıtkı sıyrılmış olan seçmenlere ilk elden ulaşabilmesini sağladı. Kullanıcıların yüzde 80-90’ı bulan bir kesimi interneti ünlülerle ilgili dedikodular, arkadaş bulma ya da ucuza alışveriş yapma amacıyla kullanıyor olsa da, siyasetle ilgilenenlerin elinde, artık tartışmalara girişmek ve örgütlenmek için serbest bir platform var.

Bu seçime hile karıştırıldığını ortaya sermek, akıllı telefonlar, Facebook ve Twitter olmasa, imkansızdı.

İnternet üzerinden eylemcilik yapabilmek, çevrimdışı örgütlenmeyi mümkün kılmakla kalmadı, etkili hale de getirdi.

İşte bu nedenle, hükümetin internet ile ilgili kısıtlayıcı yasalar gündeme getirmesi söz konusu olabilir. Bu, 2012 için izlemeye değer bir konu.

Seçim aynı zamanda da ülkenin yeni boy veren orta sınıfının yani kendi ayakları üzerinde duran, İngilizce konuşan, iPad kullanan 30’lu yaşlarındaki kesimin sandık başına gidip tercihini ortaya koyduğu ilk Rus seçimiydi.

Bu, Putin’in 2000-2008 arasındaki başkanlık döneminde petrol fiyatlarının yükselmesiyle sağlanan atılımdan kârlı çıkan nesil.

Ancak ekonomik kriz, siyasi durgunluk ve yolsuzluk onları rejime cephe almaya sevketti.

Bir azınlık topluluğu olsalar da bu grup özellikle siyasetin kalbinin attığı büyük şehirlerde nüfuzunu giderek artırıyor.

Rusya’nın geleceği bu insanlara ait ve Kremlin onları geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybetti.

Bu henüz bir Rus Baharı olmayabilir, ancak Rusya’nın yönetici sınıfının bir meşruiyet krizinin içine düştüğü ortada ve ben bunun yakın zamanda noktalanacağını sanmıyorum.

Alıntı:
www.bbc.co.uk/turkce/
Konstantin von Eggert / Kommersant FM’den (Moskova)
2011-12-07

 

.