Türkiye Avrupa’nın ötesine geçiyor

Türkler İtalyanlara makarna satıyor, üniversitelerinde Papua Yeniginelileri eğitiyor, Mısır’da havalimanları inşa ediyor, Nijerya’da okullar işletiyor ve Latin Amerika’da diplomatik temsilcilikler açıyor. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun altın çağı olan 16. yüzyıldan beri hiç bu kadar kendine güvenen küresel bir oyuncu gibi hissetmemiş ve davranmamıştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun düşüşe geçtiği 18. yüzyıldan beri Türkler kendini kabul etmesi umuduyla Avrupa’ya ait olmaya çalıştı. Bu rüya geçti. Geçen on yılda, daha önce eşi görülmemiş bir siyasi istikrarın, iç büyümenin ve yeni gelişen deniz aşırı siyasi ve ticari nüfuzun şekillendirdiği yeni bir Türkiye doğdu. Bu Türk halkına küresel bir güven hissi aşıladı. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan “Ve yeni Türkiye burada kalıcı.” dedi.

Çin gibi yeni Türkiye de küresel nüfuz tesis etmekle ilgileniyor ve artık Avrupa’ya hapsolmuş durumda değil.

Yakın bir zamanda Türk entelektüelleri bir araya getiren bir sivil toplum kuruluşu olan Abant Platformunun İstanbul’da düzenlediği Arap baharı konulu bir konferansa katıldım. Konferansta Washington, Tel Aviv, Londra, St. Petersburg ve Arap başkentlerinden katılımcılar vardı ve Türkiye’nin Arap baharındaki liderlik rolü tartışıldı.

Çırağan Sarayında yapılan konferans sırasında gazeteci Ali Aslan benim için yeni Türkiye’yi anlattı: “On yıl önce Avrupalı olmaktan uzak görüneceğiz diye Türkler, Orta Doğu konulu bir konferans düzenleyemezlerdi. Böyle bir konferans hayal edilse bile hükûmet tarafından yapılır ve Ankara’da gerçekleşirdi; tüm katılımcılar da Avrupa’nın ayak izinden gitme lehinde konuşurdu.”

Yeni Türkiye Avrupa’nın ötesinde görünüyor ve birçok nedenden küresel düşünüyor. Tüm dünya ekonomik durgunlukla mücadele ederken Türkiye ekonomisi patlama yaşıyor: 2011’in üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 8,2’lik rekor büyüme gerçekleştirdi. Bu rakam ülkenin komşularının ve tüm Avrupa’nın üzerinde.

2002 yılından beri Türkiye’nin ekonomisi neredeyse üç kat büyüdü. Bu da ülke tarihindeki en uzun refah atılımına işaret ediyor.

Türkiye’nin dış ticareti Avrupa’dan uzaklaşıyor. Ülkenin Avrupa ile olan geleneksel ticari bağları giderek erirken Avrupa dışında yaptığı ticaret canlanıyor. Örneğin 1999 yılında AB Türkiye’nin dış ticaretinde yüzde 56’lık paya sahipken 2011 yılında bu rakam yüzde 41’e geriledi. Arap Birliği ülkelerinin payı ise aynı yıllarda yüzde 12’den yüzde 20’ye yükseldi.

Bu gidişata paralel olarak Türkiye’nin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ülkenin Avrupa yöneliminin ötesine geçen bir dış politika uyguladı. Milliyet gazetesi köşe yazarı Aslı Aydıntaşbaş, “Türk halkı, sekiz koalisyon hükûmeti ve dört ekonomik krizden sonra, kemikleşmiş tek partili bir iktidar anlamına gelse de 10 yıllık istikrarlı AK Parti iktidarını memnuniyetle karşıladı.” dedi.

2002 yılında iktidara gelen ve 2014 yılında ülkenin yeni cumhurbaşkanını seçecek olan AK Parti, Ankara 1946 yılında bir demokrasi olduğundan beri en uzun süre iktidarda kalan parti oldu. Öyle görünüyor ki AK Partinin iktidarı, Atatürk’ün 20. yüzyılın başında ülke siyasetindeki 15 yıllık hâkimiyetinden daha uzun süreli olacak.

Türkiye’nin yeni küresel kimliği gitgide dış politikasını da şekillendirmeye başlıyor. Tıpkı ülkenin ulusal hava yolları gibi diplomatları da iş adamlarını takip ediyor ve günden güne daha uzaklara erişiyorlar. Geçen on yıl içerisinde Türkiye 40 yeni diplomatik temsilcilik açtı.

Bu tablo Türkiye’nin Avrupa ötesi kimliğinin ve küresel güveninin kalıcı olduğuna işaret ediyor. Bu elbette ki Türk ekonomisinin yükselişe devam etmesini ve ülkenin istikrarlı kalmasını gerektiriyor. Şayet Türkiye kartlarını iyi oynarsa kendisini Avrupa’nın ötesine taşıyan ekonomik unsurlar, küresel olarak güvenini muhafaza etmesini de sağlayacaktır.

Örnek olarak şu söylenebilir, The Economist’in araştırmasına göre, Türkiye’nin yüzde 9,8’lik cari hesap açığı, 42 gelişmiş ülke arasında en yüksek seviyeyi temsil ediyor. Birçok ülke bu kadar yüksek bir açığı sürdüremez, ancak öyle görünüyor ki Türkiye istikrarlı pozisyonu sayesinde, ülkeye sürekli olarak para akmasını sağlayabiliyor.

Bloomberg Türkiye’nin haber editörü Ali Çağaptay, bana 2011’in ilk on ayında Türkiye’ye, İran, Irak, Suriye, Lübnan ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinden altı milyar dolar aktığını ve bunun açığı finanse etme konusunda ülke ekonomisine katkı sağladığını söyledi. Londra’daki bir Türk bankacı, “Avrupa dışındaki komşularından gelen paraya ek olarak Türkiye aynı zamanda ülkeyi bu çalkantılı zamanlarda güvenli bir ortam olarak gören Avrupa ve diğer Batılı bankalardan da çok miktarda para akışı sağlıyor.” dedi.

Türkiye’nin güvenilir bir küresel oyuncu olmasının nedeni de bu. Sürekli istikrar gereksinimi nedeniyle Türkiye bir kabadayı olmayı kaldıramaz. Örneğin Ankara filo olayı nedeniyle İsrail’i tehdit etti. İsrail özür dilemeyi reddettikten sonra bazı yetkililer, İsraillilerle yüzleşmek üzere Türk donanmasını gönderme tehdidinde bulundu. Türkiye’nin çıkarı çatışmadan kaçınmakta yatıyor; bu nedenle Ankara, İsrail ile çatışmaktan uzak durdu.

Türkiye kendine güveniyor ve Avrupa’nın ötesine uzanabilir; çünkü giderek büyüyor. Türkiye büyüyor çünkü istikrarlı ve yatırım yapılabilir kabul ediliyor. Agresif bir dış politika ve istikrarsız bir siyaset kesinlikle ekonomik istikrarsızlığa neden olacak ve Türkiye’nin küresel nüfuz mücadelesini sona erdirecektir. Kısacası yeni Türkiye’nin yumuşak gücü yumuşak bir ülke olmasında yatıyor.

Alıntı:
Soner Çağaptay / CNN İnternet Sayfası
2011-12-22
Tercüme: BYEGM
.