Türkiye-Ermenistan: Boyunduruğa hayır!

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fransız Libération gazetesinin bugünkü nüshasında yayınlanan makalesinde, Fransa’yı bir kez daha uyardı:

“Kendi toplumuna neyi söylememesi gerektiğini yasalarla ve dogmalarla dayatan bir devlet, aynı zamanda o topluma neyi söylemesi gerektiğini de dayatmış olmaktadır ve asıl tehlike de buradadır.” Davutoğlu’nun yazısı şöyle:

Kanun, getirdiği düzenleme ile bir “olay”ın gerçekliği hakkında bir karar veremez. Kanun, ancak gelecekteki eylem ve davranışları düzenleyebilir. Bilhassa, geçmişteki olayların tartışılma tarzını müeyyidelendiremez. Geçmişteki acı olayların anısının canlı tutulması, bu olayların mutlaka belirli bir hukuksal kalıba sokulmasını gerektirmez. İfade özgürlüğü geçmişin anısını yok etmez, ama tarihsel gerçekliğin belirlenmesini sağlar.

Bu düşünceleri şimdi ifade etme ihtiyacını neden hissettim? Zira Fransa Meclisi, yarın görüşeceği bir yasa teklifini (1) kabul ettiği takdirde, tarihi tek taraflı anlatıma mahkum ederek susturmaya ve ifade özgürlüğünü cezalandırmaya yönelik bir adım atacak.

Oysa, mevcut sınamalar karşısında, temel hak ve özgürlükler bağlamında, sahip çıkmamız gereken en temel değerlerden biri ifade özgürlüğüdür. Çünkü; ifade özgürlüğü, hem bireyin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi gelişimi için vazgeçilmez bir niteliktedir, hem de gerçek bir demokrasinin garantisidir. İnsan haklarının evrenselliği ve temel hak ve özgürlüklere saygı rehberimiz olmalıdır.

Fransız düşünür Chantal Delsol, “L’irrévérence” adlı eserinde Thomas Mann’ın 1930’lı yıllarda yayımladığı “Avrupalı’ya İkaz”ına atıf yapar: “Avrupalı eleştirel zihniyetini yitirirse, saygı göstermek için boyun eğerse, aynı zamanda kendi kimliğini kaybeder”.

Fransa Meclisi bu yasayı kabul ettiği takdirde, Paris’e geldiğimde, ülkemin tarihiyle ilgili olarak görüşlerimi açıkladığımda, özgür düşüncenin beşiği ülkelerden biri olan Fransa’da, bir Dışişleri Bakanı olarak yasaları çiğnemiş konuma gelecek olmayı mantığım kabul etmiyor.

Ya da, Fransa’da yaşayan Türk toplumunun binlercesi, duygu bağıyla bağlı oldukları milletin alnına sürülmek istenen kara lekeyi protesto amacıyla ve bu yasaya tepki göstermek için ellerinde ‘soykırım yoktur’ pankartlarıyla meydanlara çıktığında, Fransız makamları binlerce kişiyi tutuklayıp cezalandırmayı mı düşünmektedir?

Bu yasa teklifinin, Türk diplomatı Yılmaz Çolpan’ın Paris’te Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edildiği 22 Aralık tarihinde görüşülecek olması, diplomatımızı şehit eden terör zihniyetini memnun etmek için bu tarih özellikle mi seçildi sorusunu ister istemez akla getiriyor.

Bu yasa girişimi baştan sakattır. Zira, kendi toplumuna neyi söylememesi gerektiğini yasalarla ve dogmalarla dayatan bir devlet, aynı zamanda o topluma neyi söylemesi gerektiğini de dayatmış olmaktadır ve asıl tehlike de buradadır. Hepimiz biliyoruz ki, siyaset, çoğu zaman iktidarın devamı arzusuna dayanır. Bu tür bir anlayış için siyasi çıkar ve güç algısı, gerçekten de, adalet arayışından çok daha önemlidir. Ancak, bu sorunlu anlayış, birçok soruyu da beraberinde getirmektedir: Tarih, basit siyasi çıkar ve güç algısına dayanan hesaplara ve kişisel değer yargılarına mahkum edilecek kadar basite indirgenebilir mi? Tarih ve hukuk arasındaki ilişkiyi kim ve nasıl belirmelidir? Tarihi yargılamak, tarih üzerine siyasi bir değerlendirme yapmak Parlamentonun bir işlevi midir?

Tarihçilerin ve bilim adamlarının tarihi olayları incelemesini, analiz etmesini, sorgulamasını neden istemiyorsunuz? Özgür bir tartışma ortamını neden yok etmek istiyorsunuz ve bunu neden şimdi yapıyorsunuz? Bu sorulara verilecek dürüst cevaplar, önümüzdeki günlerde Fransa Meclisi’nin atması söz konusu olan adımın, nasıl bir anlayışı, nasıl bir zihniyeti temsil ettiğini gösterecektir.

Ben yine de Fransa Meclisi’ne ve kamuoyuna seslenmek istiyorum: Tarihi susturmak yerine, bırakın tarihi gerçekler konuşulmaya devam etsin.

(1): Yasayla Tanınan Soykırımların Varlığının İnkarının Cezalandırılması Yasa Teklifi

ekoyorum.com
2011-12-21
.