Türkiye'nin yükselişi bir örnektir

İstanbul Bilgi Üniversitesinde babacan bir profesör olan İlter Turan, “Gençken Türkiye’nin şu anda bulunduğu yere gelebileceğini hayal bile edemezdim.” diyor.

Turan, Türkiye’nin görünüşündeki “güvenliği en üst düzeye çıkarmaktan refahı en üst düzeye çıkarmaya” dönük devrimi inceleyen bir kitap üzerinde çalıştığını söylüyor.

Bu iyi profesörle konuşmamdan birkaç gün sonra son on yıl içerisinde Türkiye’nin ekonomik politikasında önemli bir isim olan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile görüşmek üzere Türkiye’nin başkenti Ankara’ya gittim. Türkiye’ninki, dünyanın bugün bize sunabileceği en dikkat çekici ekonomik hikâyelerden. Geçtiğimiz yıl bir çeyrekte Türkiye’nin ekonomisi Çin’inkinden daha hızlı bir büyüme kaydetti. Hikâye, İslami kültürel bir bağlamda geleneksel,
liberal ekonomik politikanın çarpıcı ve güven verici bir zaferidir. Dünya belki de Malezya’da Mahathir Mohamad’ın başbakanlığının ilk zamanlarından bu yana böyle bir şey görmedi.

Ancak Türkiye’nin ekonomik reformunun öyküsüne geçmeden önce ülkede yaşananların boyutunu belirtmekte fayda var. Türkiye yaklaşık 80 milyon nüfuslu bir ülke. Ekonomisi yaklaşık 1,1 trilyon ABD doları ve bu, onu Avustralya ile aynı büyüklüğe getiriyor ve neredeyse dünyadaki en büyük 15. ekonomi yapıyor.

Büyüme oranı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde dünyanın ilk 10 ekonomisine girme olasılığına sahip.

Babacan bana, Türkiye’nin yükselişini gösteren bir istatistik sundu. On yıl önce Türkiye’nin kişi başına düşen geliri 3300 ABD dolarıydı. Şimdi ise yaklaşık 10.500 ABD doları. Tabii ki bu,
Türkiye’nin ekonomisinin on yıl içerisinde üç kat büyüdüğü anlamına gelmez.

Döviz kuru değişimlerinin, bu ölçümlerde payı bulunuyor. Ancak ekonomik dönüşümün ölçeği açıkça görülüyor. Türkiye’nin, Orta Doğu’nun ortaya çıkan, demokratik olacağı umut edilen Arap toplumları için siyasi bir model olduğuna yönelik konuşmalar yer alıyor. Tabii ki bu fikirle ilgili bazı problemler mevcut. Türkler, Arap değil. Kültürel bağlam farklı. Türkiye, uzun bir seçim politikası deneyimine sahip.

Ancak Arapların Türkiye’nin başarısına ulaşabilmelerinin iyi olacağı sonucuna varmak için ille de Türkiye’yi mükemmel olarak görmek ya da demokrasi faaliyetlerini eleştirilemeyecek kadar üstün kabul etmek gerekmiyor.

Ancak Türkiye’nin siyaseti, Arapların kendileri ve ekonomileri için önemli. Aslında ekonomisinin siyasetinden daha fazla ders verdiğini öne sürebilirsiniz: siyasetini mümkün kılan kesinlikle ekonomisidir. Arap siyaseti başarılı olacaksa ekonomisinin de başarılı olmasının gerekeceği, neredeyse kesin.

Falsolu geleneksellik, küresel mali krizin etkilerinden biraz kazanç sağladı ve küresel ekonomiyi bulandıran tüm önemli sorunlar, serbest piyasa veya liberal ekonomik politikaların aşırılığından geldi.

Aslında kriz, serbest piyasanın bir parçası olmayan regülasyonun eksikliğinden, yüksek faizli kredi gibi toplumsal güdümlü ve hükûmetin egemen olduğu ticari davranışlardan ve bireyler gibi ülkeleri de imkânlarının ötesinde yaşamaya yöneltecek kazançlar vadeden siyasetçilerden kaynaklandı. Babacan’ın hikâyesinin bir bölümü, beni hepsinden daha fazla etkiledi. Küresel mali kriz vurduğunda Türkiye, vaziyetin bittiğini düşündü ve mali teşvik uygulamamaya karar verdi. Babacan şöyle söyledi: “2009’da dünya ekonomisi küçülürken ve birçok hükûmet büyümeyi artırmak için mali teşvik paketleri açıklarken biz bir mali düzenleme programı açıkladık. Güvenin önemli olduğuna ve kamu borcunun da bir güven meselesi olacağına inandık. Avrupa ülkelerinin büyük miktarda borçları vardı ancak yine de mali teşvikler açıkladılar. Böylece piyasalar güvenlerini yitirdiler ve büyüme sağlayamadılar. Biz, üç yıllık bir mali düzenleme programı açıkladık. Böylece kamu borcu Türkiye’de yatırımcılar için hiçbir zaman bir faktör olmadı.”

OECD ülkeleri arasında tek olan Türkiye’nin, banka mevduatlarını değiştirme veya uzatmaya ihtiyacı olmadı ve bankalarından hiçbirisi küresel mali kriz derdine girmedi. Babacan, Türkiye’nin birkaç yıllık ekonomik reform sayesinde krize iyi durumda yakalandığını belirtiyor.

Babacan, İslamcı köklere ve İslamcı bir kimliğe sahip olan iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisini (AK Parti) temsil ediyor. Partisi, iktidara gelmeden yani on yıl önce, uluslararası finans sistemi liderlerine kendisinin güvenilirliğini ve gelenekselliğinin güvencesini vermek için New York ve Londra gibi finans başkentlerini ziyaret etti.

Babacan, “En başından beri mali sorumluluğu ve mali disiplini savunduk. Piyasalara öngörülebilirlik sağlamak istedik.” diyor.

Türkiye’nin bütçe açığı, Gayrisafi Yurtiçi Hâsılasının (GSYH) yüzde 1,5’i kadar ancak bu göründüğünden daha iyi bir performans. Türkiye faiz dışı fazlalığa sahip ki bu da yükselttiğinden daha az harcadığı anlamına geliyor. On yıl önce Türkiye’nin bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 12 idi.

2002 yılında iç borcun GSYH’ye oranı yüzde 74 iken şimdi bu oran yüzde 39. Para politikası konusunda Babacan’ın hükûmeti, fiyat istikrarını öncelikli hedefi olarak belirleyen bağımsız bir Merkez Bankasına sahip oldu. Bu, Türkiye’nin yüksek enflasyon tarihini kırdı ancak geçen yılın enflasyon oranı kaygı verici şekilde yüzde 10 idi (on yıl önce bu, yüzde 30 idi). Yaklaşık beş yıl önce Türkler, bankacılık düzenlemelerini sıkılaştırdılar ve bu durum bankaların yüksek faizli borç vermesini imkansız hâle getirdi.

Artan enerji fiyatları ve yatırım artışıyla birlikte kaygı verici bir cari açık meydana geldi. Babacan haklı olarak bugünün ithal edilen makinesini yarının ihracatı olarak görüyor. Ancak yine de Türkiye nükleer enerjiye doğru büyük bir hamleyle enerji bağımlılığını azaltacak.

Hükûmetinin İslamcı köklerine rağmen Babacan, Türkiye’nin laik bir yönetime sahip olduğunu ve bunu savunduğunu söylüyor. Babacan, “Türkiye’de laik bir sistem olması gerektiğine inanıyoruz. Mısır’da birkaç ay önce Sayın Başbakan (Recep Erdoğan) laikliğin Mısır için önemli olduğunu söyledi. Laiklik dediğimizde devlet ile din işlerinin tamamen ayrılmasını, devletin günlük yaşamda dine müdahil olmaması gerektiğini ve devletin tüm vatandaşlarına eşit muamele yapması gerektiğini kastediyoruz.” dedi.

Türkiye’nin her şeyi doğru yaptığını ima etmeye çalışmıyorum. Ancak birçok şeyi doğru yapıyor. Ekonomik performansı inkâr edilemez. Bu performans, iktidar partisinin karakteristik kimliğine gölge düşüren değil onu güçlendiren geleneksel, liberal bir ekonomik politika sayesinde oldu.

Türkiye hakkında daha çok şey duyacağız.

Alıntı:
Greg Sheridan / The Australian
2012-01-19
Tercüme: BYEGM
 
 
.
 
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir