Zenginlerin gözü yoksulun toprağında

Kalkınmakta olan ülkelerin gözü, büyük tarım arazilerinde. Mali açıdan güçlü, kalabalık nüfusa sahip, ancak su kaynakları açısından yoksul olan ülkeler, gelişmenin eşiğindeki ülkelerde hızla toprağa yatırım yapıyor.

Christoph Ricking / www.dw-world.de/
2011-02-11

Çin, Güney Kore, Körfez ülkeleri ya da Hindistan gibi ülkelerden kamu ya da özel yatırımcılar, kalkınmakta olan ülkelerde satın alma ya da kira anlaşmalarıyla dev tarım arazilerini kendine bağlıyor. Buralarda üretilen gıda maddeleri, sadece yatırımı yapan ülkeye ihraç ediliyor. Dev arazilerde yerli halk yerlerinden sürülüyor, en büyük zararı kalkınmakta olan ülkelerdeki halk görüyor.

Madagaskar hükümeti, ülkenin tarım arazilerinin dörtte birini, 2008 yılında Güney Koreli Daewoo firmasına satmak istedi. Ancak bu plan çiftçiler hesaba katılmadan yapılmıştı. Planların kamuoyuna yansımasının ardından şiddetli protesto gösterileri düzenlendi. 2009 yılının ilkbaharında, öfkeli çiftçiler, Madagaskar hükümetini devirdi.

Nüfusu kalabalık ya da su kaynakları kısıtlı olan Çin, Hindistan, Güney Kore ve Körfez ülkeleri, kendi gıda ihtiyaçlarını temin edebilmek için kalkınmakta olan ülkelerde çok geniş araziler satın alıyorlar. Araziler için ödenen milyarlar, bu ülkelerin hükümetlerinin cebine giriyor. Katolik yardım örgütü Misereor’dan Martin Bröckelmann-Simon, söz konusu arazileri nesiller boyu işlemiş yerli çiftçilerin elinin ise boş kaldığına dikkat çekiyor.

Bröckelmann-Simon, “Geleneksel ekim sistemleri, toprağın kullanılmıyor gibi kabul edilmesine ve üzerinde binlerce çiftçi ailesi yaşamasına rağmen, görevdeki hükümetler tarafından satılmasına yol açıyor. Bu insanların kısa bir süre içinde topraklarını terk etmek zorunda kaldığına sıkça tanık oluyoruz” diyor.Bildunterschrift:

Katar liman yapıp arazileri ekiyorKalkınmakta olan ülkeler yurtdışından gelen sermayeye bağımlılar. Bu nedenle hükümetler, toprağa meraklı devlet ve işletmeleri cezp etmek için her tür taviz ve kolaylığı gösteriyor. Bu milyarlık yatırımlardan çiftçilerin cebine tek kuruş bile girmiyor. Bu paralar prestijli projelere aktarılıyor. Kenya buna bir örnek. Katar Emirliği, Kenya’da 40 bin hektarlık arazide sebze-meyve ekimi yapıyor. Bunun karşılığında 2 milyar 300 milyon dolarlık bir yatırımla Kenya’da bir limanın modernizasyonunu üstleniyor.

Öte yandan, sanayi ülkeleriyle kalkınmanın eşiğindeki ülkelerin giderek artan enerji ihtiyacı nedeniyle dev araziler biyo-dizel üretimi için ayrılıyor. Örneğin Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde dünyanın en büyük hurma yağı plantasyonunu kurmayı planlıyor. Bu iş için kiralanan arazinin 2 milyon 800 bin hektar büyüklüğünde olduğu belirtiliyor. Bröckelmann-Simon, yerli tarıma zarar verilmesinin kalkınmakta olan ülkeler için ciddi sonuçları olacağını belirtiyor.

Bröckelmann-Simon, “Bu yatırımlara hedef olan ülkelerin gıda bağımsızlığı, büyük ölçüde tehlikeye giriyor ve böylece açlık, kentleşme ve yoksulluk gibi konularda sorunlar artıyor” ifadelerini kullanıyor. 

33 milyon hektarlık arazi satışıBu arazilerin satışı çoğunlukla gizli yapıldığından boyutu ile ilgili kesin rakamlar verilemiyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün tahminlerine göre, 2006-2009 yılları arasında sanayileşmiş ve kalkınmanın eşiğindeki ülkeler, kalkınmakta olan ülkelerde yaklaşık 33 milyon hektarlık arazi satın aldı. Bu neredeyse Almanya büyüklüğünde bir alana denk geliyor. Washington’daki Uluslararası Gıda Politikası Enstitüsü, bu yatırımların tutarının 30 milyar doları bulduğunu tahmin ediyor. Yardım örgütü Oxfam’ın Almanya kolundan Marita Wiggerthale, üç yıl önce finans krizinin ortaya çıkmasından bu yana toprak satın alımlarının hızla arttığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “2008 yılından bu yana gıda fiyatları çok güçlü bir şekilde arttı ve o dönemde bu toprak satın alma eğilimi de güçlendi. Doğal olarak araziler, çekici bir yatırım aracı haline geldi. Bu nedenle, spekülatif arazi satışları yaşandı.“

 

BM Gıda ve Tarım Örgütü, hükümetler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte bu sorunu çözmek için uluslararası bir düzenleme üzerinde çalışıyor. Düzenlemenin yıl sonuna kadar yürürlüğe sokulması hedefleniyor. Oxfam’dan Marita Wiggerthale, böyle bir düzenlemeyle, ülke hükümetlerine, halkları karşısında hesap verme yükümlülüğü getirilmesi gerektiğini vurguluyor.