Zor günler…

Kadir Dikbas-2Önümüzdeki dönem hem siyasi ve askeri, hem ekonomik açıdan ciddi riskler barındırıyor. Ve böyle dönemler, unutulmasın kenetlenme zamanıdır ayrışma değil.

Dün üç önemli veri açıklandı. Bütçe, cari işlemler dengesi ve işsizlik.

Ne yazık ki, gelişmeler olumlu değil.

Önce bütçeden başlayalım.

Eylül ayında merkezi yönetim bütçe giderleri yüzde 13,5 artış kaydederken, gelirlerdeki artış yüzde 0,7’de kalmış. Böylece bütçe, bu yılın Eylül ayında 9,2 milyar TL açık vermiş. Açık, 2013 yılı Eylül ayında 4,7 milyar TL seviyesindeydi.

Kısaca bütçe açığı Eylül’de yüzde 95 artış.

“Bu aylık gelişme” deyip, Ocak-Eylül dönemine bakıyoruz. Ancak burada da sıkıntılı durum söz konusu.

Bütçe açığı, 9 ayda yüzde 165 arttı

Dokuz aylık dönemde, bütçe giderleri yüzde 10,5, gelirleri yüzde 8,1 artmış. Ve açık 11,9 milyar TL olmuş. Geçen yılın aynı döneminde 4,5 milyar TL seviyesindeydi. Açıktaki artış, yüzde 165.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, düzenlediği basın toplantısında, “Şu aşamada yeni vergi konusunda somutlaşmış bir çalışma yok. Vergi oranlarında herhangi bir artış öngörmüyoruz” diyor ama ileride farklı isimlerde “somutlaşmış çalışmalar” görürseniz şaşırmayın.

Bir diğer olumsuz veri de, istihdamdan geldi maalesef. Ekonomik yavaşlamanın her geçen gün güç kazanması, istihdamı çok sert vurmuş görünüyor.

İşsizlik çift hanede

Öyle ki, Haziran 2014’te iki haneye çıkarak yüzde 10,0 olan mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı Temmuz’da yüzde 10,4’e yükseldi. Aynı dönemlerdeki arındırılmamış oranlarsa sırasıyla yüzde 9,3 ve yüzde 9,8.

Gelelim cari açığa. Ekonomideki yavaşlamaya bağlı olarak Ocak ayından bu yana “yıllıklandırılmış” cari işlemler açığında düşüş kaydediliyordu. Ağustos’ta bu iyileşme durdu ve tersi bir eğilim yaşandı.

Temmuz’da 48,535 milyar dolar olan yıllık açık, söz konusu ayda Ağustos’ta 48,869 milyar dolara yükseldi. Umarız iyileşme, gerileyen dünya petrol fiyatlarının etkisiyle Eylül ayında kaldığı yerden devam eder.

İç ve dış riskler

Olumsuz verilerin hem iç, hem dış sebepleri var elbet. İç sebeplerin başında, yıllardır devam eden “sıcak para” desteğinde iç tüketimle büyüme modeli geliyor. Artık eskisi kadar para gelmiyor memlekete, tabiri caizse “sihir bozuldu”. Bilhassa ülkeyi etkisi altına alan “gerilim siyaseti” ve “antidemokratik gelişmeler” yabancı sermayeyi ürküttü. Ve mevcut sermayeyi tutmakta bile zorlanmaya başladık.

İlaveten, ABD Merkez Bankası’nın son hamleleri, “sıcak para”yı bütün gelişen pazarlardan olduğu gibi Türkiye’den de soğutuyor.

Bunun yanında güney sınırlarımız kalbura dönmüş vaziyette, savaş kapımızda. Irak ve Suriye ile ticaret büyük darbe yediği gibi, bu ülkeler üzerinden diğer Ortadoğu ülkeleriyle yapılan ticaret de iyice zorlaştı.

Ayrıca 1,5 milyonu aşan mülteci için yapılan harcamalar bütçede kendini göstermeye başladı. Bu durum, ne Batı’nın ne de Doğu’nun ve Ortadoğu’nun varlıklı devletlerinin umurunda.

Avrupa’ya dikkat

Öte yandan, en önemli ticaret ortağımız olan Avrupa’da da işler yolunda gitmiyor. Ekonomiler durgunluğa doğru sürükleniyor.

Avro Bölgesi’ndeki sanayi üretimi Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,9 geriledi. Sanayideki üretim kaybı, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan (Toplam ihracatımızdaki payı yüzde 10 dolayında seyrediyor) ve AB’nin lokomotifi durumundaki Almanya’da yüzde 2,8. Ve Almanya, 2014 büyüme hedefini yüzde 1,8’dan yüzde 1,2’e, 2015 hedefini de yüzde 2,0’dan yüzde 1,3’e çekti.

Yavaşlayan veya küçülen ekonomilere daha fazla mal satma şansımızın olmadığını göz önünde tutmak zorundayız.

Anlaşılıyor ki, önümüzdeki dönem hem siyasi ve askeri, hem ekonomik açıdan ciddi riskler barındırıyor. Ve böyle dönemler, unutulmasın kenetlenme zamanıdır ayrışma değil. Bunu sağlayacak olanlar da yönetenlerdir.

Krizler ayrıştıkça derinleşir ve ağırlaşır…

KADİR DİKBAŞ’IN BÜTÜN YAZILARI